ŞİİRLER | İÇİME İNEN MERDİVEN | CÜNEYT ÖZYER
Ateş Taşı


biliyorum çürüyor,
üstü kör acılar dolu ateş taşların
bari yanmasın dedim
çürüyorsa aynı zamanda,
niye yansın değil mi!..
durup biraz konuşunca kendimle
anladım... anladım ki;
taş ve ateş gerçekti, acılar yalan

körlüğün ondan.

zor sorular var şu hayatta
yağmurlarla yazılmış sorular.
düştükçe hamamın harı üstüne
düştükçe közü küle döndüren,
bozan, karartan, söndüren.
su akar gider de sessizce
bilmem ki ne kalır hamamcıya

dijital gül yüzünden!..


al götür her gelişinde,
götür ne varsa, evde sana çok gelen
cezveyi de al, doldu mu çantan?
kaç ümit yok oldu,
kaç hayal öldü... onlar ki;
saklandı gecelerden.
isyanı kimeydi fincandaki izlerin?
telvenin acısını gördüm de

ondan sustum ben.


henüz keşfedilmemiş arsızlıklara
yetişmek içindi belki
öyle yan-yan, sabırsız üflemeler.
mescitte namaz bölmeye hevesli
bir kaç imansız daha
eklemen gerekecek belki de.
ha gayret!.. tutar ihanet hesabın da

az kuru inkâr al yanına, yakın geç.


gelişi gecikmiş genç mavililerle
sanal tenhalarda
merdivene asmıştınız çocukları.
ah... yoksa bilmez miydi hiç,
bilmezmi ki kurban olduğun
suçu yoktu; ne hırkanın
ne de sağ cebindeki elmanın.

elma da neyin nesi, ey masum?


kalçalar geniş zaten ama bel de öyle
biraz çukurlaştırsak bari...
yok olmuyor, iz kalacak sayfada
aman boşver, neyse ne!..
ilk bakış senden olsun, hadi yolla.
iki gün o... derler, sonra yine anne
kumsalda, bir önden bir arkadan

itinayla uzanmış fotoğraflara.


biraz da inceltilmiş boynundan ver,
ukala ömürler saklı şapkadan
halâ afilli hokus-pokuslarla
senden bir tane daha çıkarana.
cahil ruhun enseden yakalamış seni,
şu kopyala-yapıştır hayatta

narsist ezberlere rehinsin.


mintana gelmiştin
bahçede aldatan altan'a gittin.
şimdi ben senden gittim,
sen de sahte kendiden...
gülme hiç, hiç te üzülme
düşündüğü gibi oluyor insan

dönüşler hep asıl kendine.


önceleri herkesin eti
insanken vuruluyordu darağacına.
farkettin mi, artık
sarı feminist cinayetlerin
hem öldürenisin sen,

hem de öleni.


her katil senin dibinde boğuyor seni
ölümüne seviniyor,
böyle seviyorsun hayatı.
tadına doyamıyorsun

üç boğum boyu çürümenin.


bir de azıcık düşünsen,
ağır-ağır akarken
üstünde kalmaya çalıştığın
o kirli nehirde
siyahına ayna tutan ay ışığı da varken

halâ yalnızsın, neden?


aşk istemiş neşterden...
ki yanacaksa, sırayla;
jel dolgulu diri öpücükler,
uçları yerli yerinde, derin dekolteler
ve bodur yırtmacından

yansın geceler.


harbi ağır delikanlıydı diyor doktor
ama nafile!.. tüneyememiş işte,
dumanı maviden
çift dansözlü gecelerde

kör bir baykuşun başına bile.


yoksa bırakıp gitmezdi kezban
bir üst dudağındaki beni,
bir de aynadaki kendini…
o şuhiste gülüşün aurasında
şehrin hayta kedilerine

mülkiyetiyle satmadan.


ne kadar uğraşsan,
toplamda bir başka sen kadar
anca edersin, çünkü;
mantıların hesabını hep
nur yüzlü öbür ay ödese de
cömert masalarda kendine

en çok sen boş verdin.


ele veriyordu ki dilin ve vücut dilin;
o gün, o var dağının başında
yoktan, azdan ve acılardan istisna
(fantezi o ya) var saydığın
üç vahşi adamın tecavüz sahnesinde
hayali zevkten öldün.

deli derviş, havyar satıyordu hayata.


sonra, gecenin kenarında
o son vapurun en arkası, son sırada
ismini bilmediğin son yolcu da
senden iki şişe şampanya sakladı ya;
yok artık, tombul ayartmalardan
kırmızı saten dona kalacak sevgili.

racon da kalmadı kestirilecek.


vakit az artık, bırakıp gideceksin
altını ıslatmış kaldırımlarda
devrim gibi yaşadım sandığın hayatı.
koşsan nafile, koşmasan olmaz
umursamaz geceleri,
çeker gider kırlangıçlar da.
ben uzattım her sabahı akşama kadar
ama olmadı işte, bitti hikâyen...

gelirsen, helva almayı unutma.


helâlliği de olmayacak sana
ne o kutsal bedenindeki sen'in,
ne de kendinden hiç bir şey
bırakamadığın kimselerin.
yani boş gideceksin alemden
ve evet, ağır gelecek ölüm
kimseler bilmez... çocuklar ve tabii
ilgisi olmayanlar da bilmeyecek

adını ve kayıp geçmişini.


hırs vadisindeyken daha,
yüz-yüze hikâyelerden,
sor zümrüd-ü ayten'e söylesin
adamın kanadına kara çalmadan
nasıl örtülür günahlar

külü olmazsa ateşin?


Cüneyt Özyer
İçime İnen Merdiven’den
Aralık 2019, Çayyolu



< ÖNCEKİ | KURUCUYA DÖN | SONRAKİ >



Bİ' DAVET YAPIN




Temas

Görsel İletişim Tasarımı, Pazarlama İletişimi, Siyasal İletişim, Markalaştırma, Yaratıcı Yazarlık alanlarında elli yıllık deneyime sahip Üstat Cüneyt Özyer'den bir konferans almayı veya bir etkinliğinize katılmasını düşünürseniz aşağıdaki formu doldurup gönder butonuna dokunmanız yeterli. Size çok kısa sürede cevap verecektir.



Gidiyor...
Mesajınızı aldık. Teşekkür ederiz. Size en geç iki iş günü içinde cevap vereceğiz.

Bize aşağıdaki telefon veya e-posta adresimizden de ulaşabilirisiniz. Bi' kahve içmeye her zaman bekleriz.

Ahmet Taner Kışlalı Mahallesi,
Başkent Güvengir Küme Evleri
2908. Sokak No: 30
Çayyolu - Ankara / Türkiye

Gsm: 0 (532) 332 37 80
e-posta: info@grafikevi.com.tr