YEREL HİKÂYELER| CÜNEYT ÖZYER
Kınalı Kaya
- Bi' Ergen Sevda Hikâyesi


Tepemde yaşlı bir pervane sineği, konam diyor, -denk getirip- konamıyor kafama. Sırf vızıltı. Üst kattaki hamamlı odamızda, yataktayım. Saat 22.00. Küçük yuvarlak penceremden İsmender’in evinin sırtını dayadığı yamaca dikmişim gözlerimi. Ay yok. Gece zifir.

Orada, İsmender’in evinin sol çaprazından 20 metre kadar yukarıda koca bir kaya var. Üstü yamacın eğimiyle bütünleşmiş, düz gibi. Aşağıdan bakınca dünyaya benziyor. ( İsmi aklıma gelmedi, hani kutuplardan basık oluyor, tam yuvarlak olmuyor ya… işte onun gibi.) Yağmur ve sel suları dibini oymuş. Üç küçük taş, “sen yeter ki yuvarlanma, dur burada” dercesine dayanmışlar dibine. Tam destek, hep destek. Bir gün o koca kaya kopup gelirse üstümüze” diye, gündüz gözüyle kaç kez aklımdan geçirmişimdir? Kaç kez çıkmış üstüne, zıplamışımdır. “Hadi oynayacaksan şimdi oyna yerinden koca kaya, sinir etme... deli etme beni.” Yok, oynamıyor, oynamaz!.. Oynasa, Malkoçoğlu misali uçarak yana atlayacağım.

Binnaz ve Cemile kayanın üstünde. Binnaz, dereden topladığı çakıl taşlarından birini almış eline, kayaya sürtüp duruyor. Kayada her biri yuvarlak hareler halinde, kaya mantarı mı desem, küf birikintisi mi desem, koyu yeşil-kahverengi arası renkte, hafif yüksekçe lekeler var. Binnaz bir yandan o harelerin en büyüğüne dadanmış, elindeki çakıl taşını dairevi hareketlerle sürtüyor, bir yandan da -ulu orta- manisini seslendiriyor.

Elime kına koydum
Çevirdim güne koydum
Yârim gözün kör olsun
Beni ne güne koydun.

Binnaz 15 yaşında. Edalı-böbürlü deyişine bakılırsa gelin olmasına az var. Oğlan belli. O’nun da Binnaz’da gözü var. Cemile daha onikisinde. Binnaz'ı ince-kıskanç bakışlarla izliyor. O'da elindeki çakıl taşını, kenardan-kenardan heyecanla sürtüyor kayaya. Hızlı nefes alışlarıyla inip kalkan göğsüne ve dudaklarının oynamasına bakılırsa, O’ da kendi manisini söylüyor. Ama içinden.

Yaşmağımı örterim
Taşı taşa sürterim
Yârim beni almazsan
Buralarda sürterim.

Eğildi Binnaz, biriktirdiği bir ağız dolusu tükürüğü yuvarlak lekenin tam ortasına bıraktı. Elindeki çakıl taşını daha bir istekle, çevire-çevire sürdü. Birikintinin rengi değişmeye başladı. Merkeze doğru küçülen halkalarla daha hızlı, daha hızlı... Tükürük ıslağında kıvam tuttu birikinti. Rengi hala yeşilimtrak kahverengi, ama çok koyulaştı. “Devam” dedi Binnaz; daha var, kına kıvamına var daha.” Sürtmeye devam etti. Cemile’nin gözü; bir bizim evde, bir kınada. Daha Sasela Armudu kadar ancak vardı memeleri. Kına tutarsa elinde, anneme gösterip niyetini belli edecekti.

Aldım amcamın fiyakalı kamçısını, körüklü çizmelerini de çektim ayağıma, çıktım yola. (Yav büyük işte çizmeler, çizme körüklünün hası da, dizlerimi geçiyor.) Üç adımda bir “şaaaak” yapıştırıyorum kamçıyı çizmelere. Sara Nine’nin evinin üstündeki yoldayım. Hiç yukarı bakmıyorum. Cemile’nin gözü bende, biliyorum. Kalbi küt-küt atıyordur. “Taşın düşsün elinden kız. Bu yaşta bu ne sevdalık!.. Kınan tutmaz inşallah” Büyük cevizin dibine geldim, durdum. Yolun üstündeki kuytuya saklandım. Ben görüyorum Cemile’yi. Ayaklarının ucunda yükseliyor, elini alnına terek yapıp yola bakıyor. Dönüp Binnaz’a sesleniyor. “Hay andır kalsın başına, olmadı mı hala kına?”

Egom maximumda. Tam orta yerindeyim keyfimin. Kabarmışım. Kız hasta sana oğlum. Tekin’e sorarsan okuldayken yanağımı okşamış, bir de makas almış hatta. Ben, vallahi hatırlamıyorum. Bak kalkmış, Duvarlıbahçe Mahallesi’nden gelmiş. 7 km uzaktan.

İyice kayanın kenarına gelmişti Cemile… Büyük cevizin dibine odaklanmış gözleri, direkt bana bakıyor. İçim bir hoş oldu. “Kız etme düşeceksin” diyorum içimden. “Delikanlı adamız biz, o kayanın başında koymayız seni? Cemile, küçüksün bekle biraz. Hem ayaklarının, hem kayanın ucundasın, düşeceksin kız.” Binnaz kayanın yamaçla birleşen üst tarafındaydı. Kına kıvam tutmuştu herhalde ki, belindeki tülbenti aldı, ortadan ikiye ayırmaya hazırlanıyor. Cııırttt diye bir ses bekliyorum.

Kafamı dehşet bir gacırtıya kaldırdım. Bir çığlık. Cemile’nin sesi. Cemile’yi havada gördüm. Kayanın biraz önünde, havada. Sonra Binnaz’ın çığlığı… Sonra, Cemile kayanın altında kaldı. Aman Allahım!.. Bir tur sonra Cemile yapışmış kayaya,.. üstünde. Bizim eve doğru birlikte yuvarlanıyorlar. Kaya kan içinde. Cemile’nin başını göremiyorum. Binnaz kayanın çukuruna düşmüş, sesi çıkmıyor. Korkudan bayılmış olmalı. Ben de koptum, Cemile’nin ve kayanın ardından koşuyorum. 20 saniyede neler oldu!.. İnanılır gibi değil! Babam öküzleri kağnıya koşulmamış, avludan çıkmak üzere. Üstüne gelen kayayı görmüyor.

Olanca gücümle bağırdım:
- Babaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!.... Baba, kayaaaaaaaaaaaaaaaa.

Aynı anda babam da, her zamanki yumuşak sesi ve babacan edasıyla bana sesleniyordu:
- Oğlummmm, kalk.

Devamı aynen şöyle:
“Ben yola çıkıyorum oğlum, arkamdan sen de gel. Yetiş bana. Aslan oğlum. Otu sensiz yükleyemem oğlum. Öküzleri sensiz tutamam, kağnıya koşamam biliyorsun. İplerini sıkamam sensiz. Biraz daha uyu diye avluya gelene kadar seslenip uyandırmadım seni. Kıyamadım. Hadi kalk artık. Arkamdan gel emi!… gel. Yetiş bana aslan oğlum.”

Babam, öküzler ve kağnımız avludan çıktılar. Sara Nine’nin evinin üstündeki büyük cevizin dibinden geçti, gözden kayboldular.

Ben don – gömlek, evimizin üst katındaki hamamlı odada, yatakta, su içindeyim.

1970 yazı. Aylardan Temmuz.
Günün önemi yok.
Saat sabahın dördü. Gün ağarmak üzere.

Kayaya baktım, yerinde.
Cemile yok. Kalbi bende.

İsmender ile geçen gün telefonda konuştum.
Cemile’nin iki torunu olmuş.
Kınalı Kaya, hala yerindeymiş.

Cüneyt Özyer
Yerel Hikâyeler
Eylül 2010, Bahçelievler-Ankara



< ÖNCEKİ | KURUCUYA DÖN | SONRAKİ >



Bİ' DAVET YAPIN




Temas

Görsel İletişim Tasarımı, Pazarlama İletişimi, Siyasal İletişim, Markalaştırma, Yaratıcı Yazarlık alanlarında elli yıllık deneyime sahip Üstat Cüneyt Özyer'den bir konferans almayı veya bir etkinliğinize katılmasını düşünürseniz aşağıdaki formu doldurup gönder butonuna dokunmanız yeterli. Size çok kısa sürede cevap verecektir.



Gidiyor...
Mesajınızı aldık. Teşekkür ederiz. Size en geç iki iş günü içinde cevap vereceğiz.

Bize aşağıdaki telefon veya e-posta adresimizden de ulaşabilirisiniz. Bi' kahve içmeye her zaman bekleriz.

Ahmet Taner Kışlalı Mahallesi,
Başkent Güvengir Küme Evleri
2908. Sokak No: 30
Çayyolu - Ankara / Türkiye

Gsm: 0 (532) 332 37 80
e-posta: info@grafikevi.com.tr