KIRIK HİKÂYELER| CÜNEYT ÖZYER
Otobüs
- Hüzünsüz Bi' Aşk Hikâyesi


Bursa-Balıkesir arasında yerini ve adını bilmediğim o dinlenme tesisinde gece çok sessizdi. Ki bir o kadar da ıssız... Bilmem ki kaçıydı saatin de!.. Karanlık derin, zifir. Bir esinti, bir yaprak hışırtısı bile yok. Uzunca zamandır yoldan geçen bi’ araç da olmadı.

Az önce ağaçların yola bakan yanını ince bir ışık yaladı. Sonra bir daha… Sonra, yukarıdan aşağı bıçak gibi inen keskin bir ışık… Giderek artan kesintisiz aydınlıkta, ağaçların yaprakları görünür oldu… Yavaşlayıp farlarını kısaya alan ve iç ışıklarını yakan otobüs, dev cüssesiyle ağaç dallarına sürtünerek geçerken, motor sesinden çok yaprakların hışırtısı duyuldu.

Tesisin lokantasında birkaç karartı sağa sola koşturdu. Cılız sarı ışık arka-arkaya yanan lambalarla güçlenirken otobüs te yerine yanaşıp durdu. Gecenin mahzun karanlığı, ne dediği bir türlü anlaşılmayan o gıcırtılı ve iğrenç anonsla yırtıldı.

- İİİİstanbooouul’dan gelip İİİzmiaaare’e gitmekte olan bilmem ne turizmin seaaayınayın yolcuları. Kaptanınız… Ve sair… (Devamını yazmayacağım.)

Üçüncü sırada, cam kenarındaki koltukta oturan kadın uyandı. Ovuşturup durduğu çapaklı/uykulu gözleriyle, nerede olduğunu anlaması şartmışçasına dışarıya bakındı. Tanıyamadı, vazgeçti. Hırkasını üstüne çekip otobüsten indi. Dönüp "benden başka inen var mı" diye otobüse baktı. Tek inen kendisi olmamalıydı. Ayaklanmış bir kaç kişi daha görünce rahatladı. Ürkek bakışlarla çevreye göz gezdirirken attığı yarısı yan adımlarla yürüyüp lokantaya girdi. Hiç tanıdık bir yere benzemiyordu. Tuvalet faslından sonra, cam kenarındaki masalardan birine oturup dışarı bakmaya başladı. Yanına gelen ergen garsonu fark etmemişti. Oğlan, kim bilir aklında neler-neler, kadını baştan aşağı süzerken, çatlak sesiyle “abla ne içersin” diye seslenince fark etti ve irkildi. Başını çevirir çevirmez karşılaştığı kirli dişler ve fıldır gözlerle kendisine sırıtan surattan korktu biraz da... Şaşkın ve sinirli bir sesle;

- “Kahve istiyorum” dedi.
- Neskahve mi abla?
- Ne?
- Neskahve mi olsun Türk Kahvesi mi?
- Haa. Nescafe, Nescafe…

Siparişini verdiğini düşünüp başını yine dışarı çevirdi. Sapına hortum sarılı fırçayla otobüsü yıkayan adamın seri ve becerikli hallerini seyrediyordu. Tam otobüsün solunda, tretuvar dibinde yatan köpeğe gözü takılmıştı ki, çoktan yanından ayrılmış olması gereken ergen garsonun sesini tekrar duydu.



- Abla süt tozu da istiyoğn nu?

Üstünde yapışkan bakışlar hissetti. Hırkasının yakalarını göğsüne doğru çekiştirdi… Başını oğlana çevirmeden cevap verdi.

- Hayırrr, sade. (“Hayır” sözcüğünün sonuna birkaç tane daha “r” eklesem yeridir. Sözcük öyle çıktı ağzından… Gecenin o yıldızsız ve ıssız vaktinde nereden çıkmıştı bu dişlek oğlan!..)

- Tamam abla… Hemen.

Üstüne su gelen köpek, miskince kalkıp sola doğru beş-altı adım attı ve tekrar yattı. “O köpek ben indiğimde de oradaydı. İyi ki görmemişim, çok korkardım” diye düşündü kadın. Sonra bir an dedi ki içinden; “salak köpek gidip çimde yatsana, niye betonda yatarsın ki!..”

Alana bir otobüs daha girdi, indikleri otobüsün sol yanındaki boşluğa yanaşıp durdu. Köpek yine kalktı, aynı miskin adımlarla bir otobüslük mesafe daha sola yürüdü ve yattı. Bu sefer “iyiden iyiye salak bu köpek, tam salak vallahi” diye geçirdi içinden. Başka bir otobüs daha gelirse muhtemelen aynı hareketi yapacaktı. Sola doğru uykulu beş-altı adım at, yat. Gülümsedi.

- İİİzmiaaar'den gelip İİİİstanbooouul’a giden... Kaptanınız…

İnen adam beyaz gömlekli, uzun boylu, iri-yarı biriydi. Gömleğinin üstü vücuduna kalıp gibi oturuyor, göğüs çizgileri ve pazuları dikkat çekiyordu. Gömleğinin arkası pantolonundan çıkmış ve buruşmuştu. Çekiştirip düzeltti, pantolonuna soktu. Ellerini beli boyunca gezdirip kemerini yukarı çekti. Eğildi-doğruldu ve apış arasına toplanıp buruşmuş pantolonunu da düzeltti, paçalarını çırptı. Otobüsü yıkayan adamdan ellerine az su tutmasını istedi. Yıkadı, kot pantolonunun bacaklarına sildi. Sonra yarı ıslak ellerini yüzüne götürdü sıvazladı. Gözlerini de şöyle bir ovalayıp ellerini açtığında göz-göze geldiler. Utandı kadın, adamı izlerken yakalanmıştı. Üst dudağında ince bir gülümseme, başını önüne eğdi.

Taaak… Ergen garson fincanı göğsünün hizasında iki elinin arasına koydu ve;

- “Abla neskahven” dedi.
- “Hay sana da, neskahvene de” diyecekti, demedi. Sakinleşmek için kahveden bir yudum almayı tercih etti.
- “Böööeeeağğğkkk. Bu ne be!” dedi.

Kahve rezildi. Başını kaldırdığında oğlan çoktan toz olmuştu. Az önceki adamla yine göz-göze geldiler, yine çevirdi başını ama kalp atışlarının ritmi değişmişti. Ne yapacağını bilemedi. Çantasını karıştırmaya başladı. Eline sigara paketi rastladı. (Bu tür hikâyelerde el her seferinde bir sigara paketine rastlar zaten!..) Alelacele bir sigara çıkardı, dudaklarının arasına koydu ve koca çantada bu sefer çakmak aramaya koyuldu. Sol avucundaki paket yere düştü. Eğilip alacağım derken sigaranın ucu masanın kenarına çarptı, kırıldı. Ağzında kalan kısmını küllüğe bıraktı. Yere düşen paketten çıkardığı ikinci sigarayı dudakları arasına koyup tam doğrulmuştu ki uzak köşede o ergen garsonla göz göze geldi. Dişlek ve sinir bozucu bir gülümsemeyle kendisine bakıyordu.

(Devamı Amerikan filmlerinde şöyle olur ya!.. Adam durumu fark ederek avucunda Dupont çakmak, kadının masasına yaklaşır. Atmosferde adamın arkasında zayıf ama sarı, romantik bir ışık vardır. Adamın gölgesi kadının ayakları dibine düşmektedir. Kadın başını kaldırdığında adam, “şırrrak” diye çakar çakmağını ve kadının sigarasını yakar. Kadın şuh ama aynı zamanda asil bir edayla adama bakarak “mersi” der. Adam, kadını oracıkta çırılçıplak bırakan gözlerle bakarken der ki; “rica ederim, sizin gibi zarif bir hanımefendinin sigarasını yakmak bendeniz için bir onurdur”. Kadın, masayı göstererek “oturmaz mısınız” der. Adam “büyük bir memnuniyetle ve zevkle” diyerek masaya oturur.)

Atmosfer Teksas’ta bir bara benzemese de, Dupont yerine Zippo çakmak kullanılsa da bizim hikâyedeki durum da aynen böyle oldu. Tek fark şu ki: o garson oğlan hala oradaydı ve Hababam Sınıfı’ndaki Bacaksız misali kadına bakıp gülmeye devam ediyordu. O’nu sadece kadın gördü. Biraz dikkatlice o yana baksa, adam da fark ederdi. Tehlikeyi sezen oğlan tam zamanında toz olmuştu.

Nereden gelip nereye gittikleri... İsimler, işler, medeni durumlar, falan-filan… Kadın uyardı, kahve ve çay içmediler. Sonra birbirlerinin bakışlarını yakalama oyunu oynadılar bir süre… Bir de hızlı akar ki böyle durumlarda zaman…

Anons duyuldu:

- İİİİstanbooouul’dan gelip İİİzmiaaare’e devam etmekte olan….

Halâ oturuyor ve artık gözlerini kaçırmadan birbirlerinin gözlerinin içine bakabiliyorlardı. Birinci otobüsünün muavini geldi, kadından otobüsteki yerini almasını istedi. “Ben kalıyorum burada, gitmiyorum” dedi kadın. Muavin şaşırdı. Kadının suratına “çok da tınn yani, belli niye kaldığın” der gibi baktı. Döndü gitti. Adam kadının elini tuttu.

İkinci anonsu duydular:

- İİİzmiaaar'den gelip İİİİstanbooouul’a devam etmekte olan…. Acele yerlerinizi…

İkinci otobüsün muavini seyahat sırasında adamla muhabbet etmişti, az-biraz tanıyordu. Otobüsün önünde durup adama “gelmiyor musun abi, hadi” işareti yaptı. Kadın başını adamın omuzuna koymuştu. Eliyle muavine “git” işareti yaptı. Muavin, baş parmağı yukarıda, “eyvallah yaman ağabeyim, okeydir” deyişi ve o ince gülümsemesiyle adama hayranlığını etrafa saçar gibi geri geri attığı yaylı adımlardan sonra, dönüp özgün bir sıçrayışla otobüse bindi.

Otobüsler gitti. Bursa-Balıkesir arasında yerini ve adını bilmediğim o dinlenme tesisinde gece yine çok sessizdi. Ki bir o kadar da ıssız... Bilmem ki kaçıydı saatin de!.. Karanlık derin, zifir. Bir esinti, bir yaprak hışırtısı bile yoktu. Uzunca zaman yoldan geçen tek araç da olmayacaktı.

Garsonlar ortalığı topladı. Ergen oğlan da topladı. Bundan sonra gelecek otobüsler için en az bir saat zaman vardı. Işıkların çoğunu kapattılar. Sadece onların yanındaki duvar ışığını açık bıraktılar. Bir masaya ikişerli oturdu, başlarını kollarının üstüne koydu uyuma pozisyonu aldılar.

Ergen oğlan hala ortalığı süpürüyordu… Kadınla adama bu sefer büyük bir içtenlikle ve sevgiyle baktı. Fısıltılı konuşmaları ve birbirlerine gömülmüş halleri çok hoşuna gidiyordu. Kendini adamın yerine koyup düşündü de, bir aşk için böylesi nasıl da etkileyici başlangıçtı. Bütün cesaretini toplayarak kadınla adamın masasına yaklaşıp, bir süre de yakından seyretti. Konuşmalarını duydu. Özellikle adamın söylediklerini aklında tutup, içinden tekrarladı… Tekrarladı. Ezberledi. Yavaşça ve yan-yan adımlarla kadının karşısına doğru kaydı.

Tam karşısına gelince;

- Abla, özür dilerim neskahvene bastım kahveyi… Fincanın yarısından sonra soğuk su koydum bilerek. Affet.
- Niye yaptın bunu?
- Beğenmez yenisini istersin, yine ben getiririm diye. Size güzel bir kahve yapayım mı abla? Benden. Beğenmezseniz yüzüme atın. Siz çok güzelsiniz.

Adam ayağa kalktı… Oğlanı yanına çağırdı, başını okşadı… (Oğlan önce tedirgin olmuş ama "ne olursa olsun kabul" modunda öylece beklemişti.) Elini tutup avucunu açtı, iki yüz lira koydu, kapattı. Tekrar başını okşadı. Oturdu.

- Hadi bakalım, orta şekerli iki Türk kahvesi yap bize… Acele et, otobüsümüz kalkacak..

Uçtu gitti oğlan.

...

- Naciyeeee… Şşşt Naciye kalk… Yine deliksiz uyudun ha, horladın bir de... Yine aynı cümlelerle sayıkladın. Ne zaman otobüsle seyahat etsek aynı rüyayı görüyor, aynı cümlelerle sayıklıyorsun yahu. Kırk beş yıl oldu… Kalk hadiii. Yaklaştık İzmir’e, kalk.

- Seni seviyorum Mustafa’m.

Cüneyt Özyer
Kırık Hikâyeler
Aralık 2008, Bahçelievler-Ankara



< ÖNCEKİ | KURUCUYA DÖN | SONRAKİ >



Bİ' DAVET YAPIN




Temas

Görsel İletişim Tasarımı, Pazarlama İletişimi, Siyasal İletişim, Markalaştırma, Yaratıcı Yazarlık alanlarında elli yıllık deneyime sahip Üstat Cüneyt Özyer'den bir konferans almayı veya bir etkinliğinize katılmasını düşünürseniz aşağıdaki formu doldurup gönder butonuna dokunmanız yeterli. Size çok kısa sürede cevap verecektir.



Gidiyor...
Mesajınızı aldık. Teşekkür ederiz. Size en geç iki iş günü içinde cevap vereceğiz.

Bize aşağıdaki telefon veya e-posta adresimizden de ulaşabilirisiniz. Bi' kahve içmeye her zaman bekleriz.

Ahmet Taner Kışlalı Mahallesi,
Başkent Güvengir Küme Evleri
2908. Sokak No: 30
Çayyolu - Ankara / Türkiye

Gsm: 0 (532) 332 37 80
e-posta: info@grafikevi.com.tr