"Son Sergi"
SÖYLEŞİ | 19 EKİM 2015, BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ

Türk Fotoğrafının Büyük Ustası, Sıtkı Fırat onuruna düzenlediğimiz etkinliğe hoş geldiniz. Sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sevgili Hocama Üniversitemizde sergi açma önerimizi yaklaşık 2 ay önce götürmüştüm. İkiletmedi bile... "yeriniz ne kadar" dedi, "kaç fotoğraf olsun.”

O günden sonra ben bu etkinliğin azıcık düzenleyicisi oldum.

Hocam siz de hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Ben bir on dakika kadar size öğrencisi oluşumdan bu güne kimi anılarımıza değinerek Hocam'dan söz edeceğim.

İzninizle öğrencisi olduğum zamana dair bir şiirimle başlangıç yapacağım.

"ben okurken geceydi...
1977 gazi
ayak sesleri net duyulurdu
koridorlar yüksek... uzun...
belimde, içinden zincir geçen hortum.

sesim yüksek değildi.
dilimin ucunda bir mırıltı kadardı o türkü

mevsim kış, mayıs filan değil...

kapı aniden açıldı, geldiler...
kaç kişiydiler bilmiyorum
kavgada yumruk sayılmaz ama
hiç atamadığım kesin.
kapı tekrar açıldı, gittiler.
tuvalette çıt yok.

parkam yırtık,
gömleğim yaka-paça, yüzüm dağılmış

yüzümü yıkadım, henüz şiş yok
koridora çıktım, koridorda çıt yok"

...

Zor günlerdi... 40 yıl öncesinin gerçekten zor günler ve gecelerindeydik.

Gazi'de işte böyle gecelerden birinde tanıdım ben Sevgili Hocam'ı... Atölyesinde oturuşu yine böyle heybetli, yüzü yine böyle ciddi ve hüzünlüydü. Fotoğraf adına ondan öğrendiklerimden bende kalan şuydu:

"Eğer iyi fotoğraf; ışığı iyi görebilmekse!.. Eğer iyi fotoğraf; evrende renkler, dokular ve tonlarla oluşmuş düzeni iyi görebilmekse!.. Ve yarattığı algı, çekenin benzersiz bakışı ile anlam kazanmış, farklılaşabilmişse; o fotoğraf sanat eseridir. Bir heykelin formlarına, bir resmin çizgilerine, tonlarına; bir şiirin sözcüklerine dalar gibi dalar da içine, sanatçının yüklediği anlama ulaşırsanız, görürsünüz. İzleyici gördükçe fotoğraf ta yaşar."

Sonra birlikte çalışır olduk. Fırat Color için yıllar önce şöyle bir slogan yazmıştım.

“İyi Bir Işık Yakalarsanız, Bize Getirin”

Sloganın kaynağında yine Hocam vardı... Onu da şöyle anlatayım;

1981 veya 82. Poyraz Reklam’da grafik tasarımcıyım. Bir mobilya çekimi yapılacak ve anlaştığımız fotoğrafçı gelmemiş. Ajansta Mamiya C220 bir makine vardı. Bir de tripod… Aldım gittim Siteler’e. Işık filan yok.

Çekim için imalathane olarak kullanılan bir salonu hazırlamışlar. Sol taraf komple cam. Camları da silme talaş tozu kaplamış, buzlu cam gibi olmuş. Saat 10.30 civarı ve içeriye nefis bir ışık düşüyor. Köşeye bir köşe koltuk takımı koymuşlar... o çekilecek. Bir iki aksesuar getirttim, düzenledim, geçtim kameranın arkasına çektim. Slayt film. Dijital mijital yok o zaman. Film yıkanacak ve sonucu ancak o zaman göreceksin. Fırat Color’a götürdüm. Verdim filmi, teslimi üç gün sonra. Üç gün sonra gittim, görevli zarfları karıştırdı, karıştırdı, benimki yok. “Eyvah” dedim “film yandıysa ben de yandım” “Bu ayıpla ajansa dönmektense, öleyim daha iyi, ya da işi bırakırım.”

Aykut Bey geldi, “Belki babamdadır, bazı işleri o kontrol ediyor. Yukarı katta, isterseniz çıkın bi’ sorun” dedi.

Umutsuz ajans grafikeri… Mobilya fotoğrafı çekmek neyine senin!...Yukarı çıktım… Sıtkı Hocamla biraz okul sonrası neler yaptığımı konuştuk ama beynimin bütün hücreleriyle zarfın peşindeyim ben. Gözüm masadaki zarfta…“Slayt… mobilya, zarfım…” dedim. Hocam;

- “Aferin” dedi. “İyi bir ışık yakalamışsın.”

Bu kadar söyledi ve zarfı uzattı.

Yaşasın camdaki talaş tozu. İyi ışığın mimarı oydu. 1983’ten sonra Grafikevi’nde ne zaman “iyi bir ışık yakalasak” Fırat Color’a götürdük.

Sonra renk olarak değiştirdik önermeyi. “Renkli Bir Işık Yakalarsanız, Bize Getirin” oldu. Fırat Color iş zarflarında sanırım 10 yıl kadar kaldı.

Sonra o renkli ışıkların peşine Hocam’la beraber düştük. 1990-91 yıllarında Soma’da, Yatağan’da Afyon’da, Beypazarı’nda, Seydişehir’de bir konveyör bant firması için katalog çekimleri yaptık. Tepelere çıkıp, vadilere inerek uzayıp giden konveyör hatlarını çekerken, Hocamın yerlere uzanıp, yaban çiçeklerini objektifin burnunun ucuna kadar getirdiği kadrajları hiç unutmam? Fotoğraflarındaki olağanüstü derinliği, o çiçeklerin flu renk patlamaları ile sağladığını ve bunun bir Sıtkı Fırat karakteristiği olduğunu o çekimler sırasında keşfetmiştim.

O yıllarda da Fırat Color için yaptığımız bir dergi reklamında başlığa şunu yazmıştım… “Her İşin Bir Ustası Var”

Yıllarca o ustanın arşivinden seçtiğimiz fotoğraflarla, takvimler, ajandalar yaptık.

Gelelim Hocamın kitaplarına... Hepsinin grafik tasarımın ben yaptım. “Selçuklu Sanatı”, “Güneşin Doğduğu Yer-Türkiye”, “Saklı Cennet-Kemaliye”, “Türkiye’den Renkler ve Şaheserler” ve “Sıladan Gurbet’e Fotoğrafın Ardında 65 Yıl – Sıtkı Fırat”. Hepsi benim için çok değerli, çok önemli işler.

Kitapların üretim sürecindeki ortak özellik şuydu. Hocam bana fikrinden söz ederdi… İlk tasarımları birlikte değerlendirir ve benimserdik. Sonra ortalama bir yıl süren fotoğraf seçimi ile birlikte sayfaların grafik tasarımı da son şeklini alırdı.

"Hocamın fotoğraflarını santim-santim tanırım" diye bu yüzden diyorum işte...

Zaman zaman, çektiği yerleri karıştırır da adını yanlış söylersem kızardı bana... Facebook’ta bile kızdı. 1960’lı yıllarda çektiği "Erkinis’li Dedeler" fotoğrafı var… Geçenlerde densizin birisi bu fotoğraftaki her dedenin üstüne bir şeyler yazıp Facebook’ta paylaşmış. Tam Hocam’a “Hocam sizin Yusufelli dedeler fotoğrafınız var ya” diyordum ki… bırakmadı, yapıştırdı lafı, “Erkinis’li onlar” dedi.

Hocam yalnızca Kültür Sanat Büyük Ödülü almış fotoğraf sanatçısı da değil, ülkemizin dünyaca tanınan kültür insanlarından biri.

Değerli Fotoğraf Sanatçısı ve Ressam Fikret Otyam üstad (onu da saygıyla aniyorum), Sıtkı Hocam için “kamerasıyla resim yapan fotoğrafçı” der. Sevgili öğrenciler ben Hocamla biz yaptığım her işi sevdim, hepsinde mutlu oldum. Bu çok önemli. Hocam ve Üniversitemiz adına en son bu etkinliğin afişini tasarladım… Aşağıdaki fotoğrafları dün Hocam, Osman Aziz Yeşil, Zeynel Yeşilay, Aykut Fırat ve Artuk Fırat birlikte astık. Yaş ortalamamız 65... 80 fotoğraf... Yorulmadık.

İnsanın Sıtkı Fırat gibi hocası olsun.

Haaa, ondan hâlâ öğrenemediğim iki şey var kiii... söylemeden geçemem.

Birincisi "az gülmek".
İkincisi "az konuşmak".
Ben burada keseyim, kızmasın. İzninizle karşınızda ellerinden öpeceğim.

Değerli konuklar, sevgiyle kalın.



Cüneyt Özyer
Başkent Üniversitesi
Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi
Görsel İletişim Tasarımı Bölümü
Öğretim Görevlisi


< ÖNCEKİ | BLOG ANA SAYFA | SONRAKİ >



Bİ' DAVET YAPIN






Temas

Görsel İletişim Tasarımı, Pazarlama İletişimi, Siyasal İletişim, Markalaştırma, Yaratıcı Yazarlık alanlarında elli yıllık deneyime sahip Üstat Cüneyt Özyer'den bir konferans almayı veya bir etkinliğinize katılmasını düşünürseniz aşağıdaki formu doldurup gönder butonuna dokunmanız yeterli. Size çok kısa sürede cevap verecektir.



Gidiyor...
Mesajınızı aldık. Teşekkür ederiz. Size en geç iki iş günü içinde cevap vereceğiz.

Bize aşağıdaki telefon veya e-posta adresimizden de ulaşabilirisiniz. Bi' kahve içmeye her zaman bekleriz.

Ahmet Taner Kışlalı Mahallesi,
Başkent Güvengir Küme Evleri
2908. Sokak No: 30
Çayyolu - Ankara / Türkiye

Gsm: 0 (532) 332 37 80
e-posta: info@grafikevi.com.tr