"Ankara Logosu"
KENT MARKALAŞMASI | EKİM 2021, ANKARA

Öğrencilerimle Görsel İletişim Tasarımı’nın temellerini irdelediğimiz derslerimizden birinde şu kavramlar ve tanımları tartıştık.

Şekil: Adlandırılmış biçimler. (Tüm doğal ve yapay varlıkların biçimleri birer şekildir. Bulut, kare, taş.)
İşaret: Anlamlandırılmış şekiller. (Alev adı verilmiş şekil, bir yangın tehlikesine işaret eder.)
Simge/Sembol: Anlamı yüceltilmiş işaretler. (Aslan gücün, güvercin barışın, kalp sevginin, yıldız sonsuzluğun sembolüdür.)
Logo/Amblem: Anlamı sahiplenilmiş semboller. (Peugeot aslan sembolünü sahiplenmiştir, Mercedes'in yıldızı var.)

Bir şehrin logosunu; o kentin kurumsal kimliğini büyük çoğunluğun sahiplendiği biçimde taşıyacak ve etkisi yıllarca değişmeden kalacak görsel öge olarak tasarlamak hiç kolay iş değil. Biraz kurcalayalım mı şu işi!..

Bir duygusal konumlandırmadır şehirlerin kurumsal kimliği... İnsan belleğinde kendi kimliği ile duygu ve anlam bağı oluşturarak yer alan algılar bütünüdür. Bu nedenledir ki, kentlerin kurumsal kimliğini oluşturmada genellikle üç olgusal çıkışla hareket edilir.

1. Hikâyesi (geçmişi).
2. Gerçekliği (bugünü).
3. Vizyonu (geleceği).

Her kentin bir kimliği olmalı. Geçmişten gelen, şimdi hissedilen ve geleceğe aktarılacak değerleri ile somutlaşan Ankara, nasıl bir Ankara ki!..

- “Bozkırın ortasında, kuru, çorak bir köydü(r)”.
- “Hayır, Ankara çok düzenli ve modern bir dünya kentidir”.
- “Denizi yok”.
- “Ben Ankara’yı en çok İstanbul’a dönüşüm sırasında sevdim”.
- “Hükümet şehri”.
- “Siyasetin göbeği”.
- “Ruhsuz grilikler...”
- …

Yaşadığı şehrin kültürel değerini, ancak köken bağını önemseyen, aidiyet hissi yüksek insanlar biliyor ve zihninde güncel tutuyor. Elbette farklı kapsam ve kapasiteler ile... Büyük bir çoğunluğun farkında bile olmadığı olgusal durum bu. Şu sıralı uygarlık tarihi içinde; Hitit, Frig, Lidya, Pers, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet kültüründen Ankara'nın bu gününe ne kalmış? Kimden kalan sembolleşmiş izler daha belirgin? Siyasal bir yorumla milli köken bağımız olmayanları (Pers, Galat, Roma, Bizans) aradan çıkarırsak, geriye ne kalıyor? Hepsi Anadolu da, acaba hangisi daha bir Ankara? Çıkıp sokağa yüz kişiye sorsanız, eminim ki yüksek farkındalıklı beş cevap bile alamazsınız.

Din merkezli ve gelenekçi yaşam kültürüyle oluşan toplumsal bellek, -doğal olarak- daha yakın tarihleri öne getiriyor. (İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin logosuna bakın, önce cami görürsünüz. Sanki kentin varoluşu İslâmiyetle başlamış!..) Ankara’nın şimdilerde kullanılmayan logosuna dair tartışmalardan biri buydu. Al Atakule’nin kulesini, koy Kocatepe’nin minarelerinin arasına, olsun sana "modern ve geleneksel". Bir de yıldız eklersen işi sonsuza kadar çözdün işte!..

Ankara'nın logosuna kültürel değer kavramı ile yaklaşacaksanız; insanların içselleştirebildiği, simgeleşebilecek varlıkların her birini, şu beş algı ekseninde irdelemek, sanırım doğru bir yola çıkış olacaktır.

Bilinirlik - Ne kadar biliniyor?
Yakıştırma - Ne kadar uygun bulunuyor?
Deneyimleme - Görüp dokunabiliyor muyuz?
Sahiplenme - İnsanla duygusal bağ oluşturuyor mu?
Sürdürülebilirlik - Ankara’yı temsilde sürdürülebilir nitelik taşıyor mu?

Modernist bir açıdan bakarsak... Kentlerin zihinlerdeki güncel hali, daha çok mimari göstergelerle öne çıkıyor. Anıtsal yapılar, siluetlerinde belirginleşen sıra dışı yapılar, ünlü meydanlar, parklar, kültür-sanat yapıları gibi. Biraz da yönetenlerin pazarlama becerisine bağlı olarak; üretilen popüler/dinamik mesajlar ve yaşamda değişiklikler yaratmış projelerle algılanıyor. (Vay be bak nasıl da gelişiyor Ankara!.. Atakule dönemi için kentsel gelişimin göstergesi sayılan anıtsal bir yapı idi.) Veya hani; Ankara kedisiyle, keçisiyle, seğmeniyle, misketiyle, armuduyla mı Ankara!..

Yüz yıl geriden alarak dünya şehirlerinin logolarına göz atınca, büyük bir çoğunlukla, o şehre gelen yabancıların hemen gözüne çarpan yapıların belirgin öge olarak yerleştirildiği siluet/kombinasyon çözümler görüyorsunuz. 1977 yılında şehrin tanıtım kampanyası için Milton Glaser tarafından tasarlanan New York ve White Studio Tasarım Ofisi tarafından hazırlanmış Porto logoları gibi çözümlemeler hariç tabii. New York logosunda, şehri sevmenin hikâyesi, sözcük-simge biçim düzenlemesi ile bir arada çözümlenirken Porto logosu, sözcüğün sonuna konan bir (.) ile dahiyane anlam vurgusuna eriştirilmiş. Hikâyeler ise iletişim ortamlarına göre, değişken sembolik/çizgisel betimlemelerle kombine edilmiş. Çok güzel işler.



(Okuyucu aşağıdaki linkten Amsterdam, Melbourne, Montreal, Oslo, Helsinki ve Sao Paulo kentlerinin logolarına da göz atabilir.)


https://www.shutterstock.com/blog/city-logo-design)

Yukarıdaki beş algı ekseni modernist yaklaşımda da geçerli. Kent insanı Ankara’nın güncel kimlik ögesi olarak öne çıkarılacak unsurlarını; biliyor, uygun buluyor, deneyimlemiş, sahiplenmiş, kalıcı görüyor olmalı.

Biraz da gelecek dersek... Burada bütünüyle, Ankara’yı yönetenlerin, kentin var olan ticari ve kültürel yaşam potansiyelini nereye taşıyacaklarına dair öngörülere bakmak gerekiyor. Bu bir vizyon ve tasarımcının ‘brief’ olmadan fikrinin olamayacağı, araştırma ile elde edilemeyecek unsur. Daha çok pazarlama iletişimi açısından irdelenecek olsa da logonun stratejiye desteği nedeniyle tasarımcı tarafından biliniyor olması çok önemli. Açıklanan vizyonun da iletişim stratejisi açısından ancak iki değerlendirme kriteri olabilir; ne kadar gerçekçi ve ne kadar uygulanabilir. “Marka kent” diye –kastı tam hazmedilerek yerli yerine oturtulamamış– klişe bir söz var. Yöneticiler söylevlerinde pek severek kullanır da markalaştırma stratejilerinden bir tekini bile bilerek ve hakkını vererek yaşama geçirmeyi başaramazlar... Söyler dururlar sadece. Marka kent olmak bir yana, şu anda Ankara’nın bir logosu bile yok. Bir kurum tarafından resmi olarak kullanılan logosu...

Büyükşehir Belediyesi’nin Kale’den, Hitit Güneşi’nden minareli Atakule’ye, oradan göz kırpan kediye geçiş serüvenini hepimiz biliyoruz. Biliyoruz ki her şeyi olduğu gibi, kültürel bilincin dengelerini de bozdular.



Bu arada yeri gelmişken şu çok tartışılan Atakuleli ve minareli tasarımla ilgili olarak bir şeyler söylemek, deneyimlerim itibarıyla sanırım haddim dışı bir durum olmaz. Atakule’nin mimarı olan Üstat Ragıp Buluç’u yakından tanırdım. Ajansımda yaptığımız bir söyleşi sırasında şunu demişti, “Ben gelecekte Ankara’nın anıtsal değerleri arasında olmasını istediğim bir yapı tasarlamıştım. Böyle adına amblem denen karmaşa içinde kendini ve yerleşik Ankara algısını değersizleştireceğini hiç düşünmemiştim.”

Logoyu, şimdi Türkiye’nin önemli görsel iletişim tasarımcılarından biri olan genç bir öğrenci yarışma için tasarlamıştı. “Ödül aldım evet, ama o benim öğrencilik yıllarından bir işimdi” der.

Ben de derim ki; seçici kurul çok önemli. Ankara’nın logosunun bir daha değişmemek üzere değiştirilmesi gerekiyor. Kedi-medi konuşmayalım. Bence yeni bir Hitit Güneşi yorumu olabilir... Ankara Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde olabilir.

Yine Hocalık damarıma basılmış sayıp bir son sözle bitireyim. Öğrencilerime ilk dersimde ve mezuniyet sergileri sırasında, kazanılacak tasarımcı niteliğe dair söylediğim bir söz var...

“İnsan düşündüğü gibi biridir veya sonunda düşündüğü gibi biri olur. Bu uygunluk yasasıdır. Evreni düşündüğünüz kadar iyi kavramış biri olana kadar kendinizi yorun. Çünkü kucağınızda hep evrensel kültür birikiminizle çözümleyebileceğiniz sorunlar atılacak. Çünkü bir tasarıma, ancak bir fikriniz olduğunda başlayabilirsiniz. İyi tasarımlar, güçlü fikirlerden doğar.”

Belki o zaman Ankara için tasarlanacak logolardan hangisi seçilirse seçilsin, sorun olmaz. Anlıyorsunuz değil mi?


Cüneyt Özyer
AHBV Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
Görsel İletişim Tasarımı Bölümü
Öğretim Görevlisi
Ayrancı'm Gazetesi / Şubat, 2021 - Sayı: 10


< ÖNCEKİ | BLOG ANA SAYFA | SONRAKİ >



Bİ' DAVET YAPIN






Temas

Görsel İletişim Tasarımı, Pazarlama İletişimi, Siyasal İletişim, Markalaştırma, Yaratıcı Yazarlık alanlarında elli yıllık deneyime sahip Üstat Cüneyt Özyer'den bir konferans almayı veya bir etkinliğinize katılmasını düşünürseniz aşağıdaki formu doldurup gönder butonuna dokunmanız yeterli. Size çok kısa sürede cevap verecektir.



Gidiyor...
Mesajınızı aldık. Teşekkür ederiz. Size en geç iki iş günü içinde cevap vereceğiz.

Bize aşağıdaki telefon veya e-posta adresimizden de ulaşabilirisiniz. Bi' kahve içmeye her zaman bekleriz.

Ahmet Taner Kışlalı Mahallesi,
Başkent Güvengir Küme Evleri
2908. Sokak No: 30
Çayyolu - Ankara / Türkiye

Gsm: 0 (532) 332 37 80
e-posta: info@grafikevi.com.tr